Yerinden edilen çocuklar için umut ne anlama geliyor?

İklim göçü, iklim değişikliğinin yol açtığı olumsuz koşullar nedeniyle insanların yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalması. 2020 yılında afetler nedeniyle yaklaşık 30 milyon kişi yerinden edilirken, 2024’te afet kaynaklı yerinden edilmeler 45,8 milyona ulaşarak tarihsel bir rekor kırmış (IDMC, 2025).

Bu kitlesel hareketlilik içinde çocuklar hem sayıca en yoğun hem de en kırılgan gruplardan biri. Raporları okurken, verilen devasa sayıların çoğu zaman nötr ve duygusuz istatistikler olarak akıp gittiğini fark ettim. Bu rakamların her birini tanıdığım bir çocuğun yüzüyle ya da kendi çocuğumla ilişkilendirdiğimde ancak kalbime dokunabildiğini görüyorum. Bizim olduğu gibi bu istatistiklerdeki çocukların da umuda ihtiyacı var.

“Umut”, yerinden edilen çocuklar için soyut bir gelecek vaadinden çok, bugünün rutinini sürdürebilmeyi mümkün kılan bir hâl. Umut; güvenli bir yetişkinle kurulan kısa bir temas, sabah uyanınca kahvaltı yapmak, ertesi gün de açık olacak bir okul ya da adıyla çağrılmak gibi küçük ama hayati anlarda somutlaşıyor.

Belki de umut, büyük çözümlerden önce doğru soruları birlikte düşünebilmekte yatıyor: İklim göçünü yalnızca ulusal güvenlik meselesi olarak mı ele alacağız, yoksa çocukların korunmasını merkeze alan etik bir çerçeveyle mi tartışacağız? Tanımadığımız çocukların da ortak bir insanlık sorumluluğu içinde yer aldığını kabul ettiğimiz anda, iklim göçü yalnızca bir kriz değil, ortak bir gelecek meselesi hâline gelecek sanırım.

Kaynakça

Internal Displacement Monitoring Centre (IDMC). (2025). Global Report on Internal Displacement 2025 (GRID 2025). Geneva: IDMC.

Fotoğraf: Ahmed Akacha

Ayşe Nur Örnekci

İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik alanlarında çalışan bir akademisyenim. İstanbul Gedik Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapıyorum. Araştırmalarımda iklim politikaları, iklim göçü, çevresel yönetişim ve sürdürülebilirlik konularına odaklanıyorum. Akademik çalışmalarımda disiplinlerarası yöntemleri benimsiyorum; sürdürülebilirliği çevresel, sosyal ve yönetsel boyutlarıyla ele alıyorum. TÜBİTAK 3005 programı kapsamında desteklenen bir araştırma projesinde yürütücü olarak görev yapıyorum; ulusal ve uluslararası akademik platformlarda araştırmalarımı sürdürüyorum.

Next
Next

Kentte bir ağaca baktığımızda kimi görüyoruz?