Kentte bir ağaca baktığımızda kimi görüyoruz?
Kentteki ağaçlar bizler için bir “yeşil alan” öğesi mi, yoksa bir komşumuz mu? Bu soru, kent deneyimimizin içinde kendiliğinden belirmiyor.
Kent sokaklarında yürürken ağaçların yanından geçmiyoruz, onların arasından adeta süzülüyoruz. Bu süzülüş, çoğu zaman ağaçlara (ve insanlara) temas etmeden geçmenin bir biçimi. Bu mesafeli ilişki, ağaç dikme eyleminde de kendini gösteriyor. Her yıl binlerce fidanı toprakla buluşturuyoruz. Peki, ağaç dikmek Yeryüzü’ne ihtimam göstermek için yeterli mi?
Dikmek bir başlangıç, ama sonrası? Kentte diktiğimiz ağaçların bakımı olarak adlandırılan budama pratikleri, çoğu zaman ağacın sağlığından ziyade tabelaların görünürlüğü, elektrik tellerinin güvenliği ya da manzara netliği için yapılıyor. Bu noktada budamanın ne zaman şefkatli bir ihtimam, ne zaman bir kontrol ve tahakküm biçimine dönüştüğünü düşünmek gerekiyor.
Bu müdahale biçimleri, kentsel mekânda ağaçla nasıl karşılaştığımızı da belirliyor. Kentte ağaçların gövdesine tırmanabildiğimiz, gölgesinde soluklandığımız, sarılıp onları dinlediğimiz hâllerinden ziyade, hoyratça kesilmiş dallarıyla, yasak levhalarıyla ya da betona hapsedilmiş nesne hâlleriyle karşılaşıyoruz. Oysa, bir dal kesildiğinde ağaçla kurulabilecek bir ilişki de eksiliyor.
Peki bu ilişkisizlik nasıl bir algıya yol açıyor? Çoğunlukla ifade edildiği gibi ağacı kentin estetik dekoru ya da iklim krizine karşı karbon yutağı olarak görmek, onun kent ekosistemindeki özneliğini göz ardı etmek anlamına geliyor. Kendi zamanında büyüyen, mevsimlerle dönüşen, diğer canlılarla ilişki kuran bir özne, ağaç. Ne yazık ki bazı Ç/DEA pratikleri de ağaçları hâlâ “yönetilecek bir kaynak” olarak ele alıyor. Oysa eğitim, onları birlikte yaşadığımız bir komşu olarak görmeye, dillerine, ritimlerine ve varoluş biçimlerine dikkat kesilmeye alan açmalı.
Kaynakça
Hall, M. (2011). Plants as Persons: A Philosophical Botany, State University of New York Press.
Budanmış ağaç fotoğrafı: Hikmet Batuhan Günşen
Burcu Meltem Arık
Eğitim politikaları, çevre/doğa eğitimi, iklim değişikliği eğitimi, ekolojik okuryazarlık, ekososyal pedagojiler, onarım pegagojileri, yürüme pedagojileri, doğa oyunları, doğa tarihi müzeleri, küçülme ve biyomimikri konularında çalışıyorum. Haiku severim. Doğa Oyunları Evi ile Doğa Arkadaşımın Kutusu oyununun kurucusuyum. IUCN Commission on Education and Communication (CEC), UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Eğitim İhtisas Komitesi, International Degrowth Network üyesiyim. Network of Education Policy Centers (NEPC), Roots & Shoots Türkiye, YerGök Dayanışma Derneği yönetim kurulu üyesiyim. Bir Tohum Vakfı mütevellisiyim.