Tasarladığımız Şehir, Seçtiğimiz Hayat

Şehirler doğayı korumak için mi kuruldu, yoksa doğadan kopmanın sonucu mu ortaya çıktı?

Sanayi devrimiyle kentler yatayda yayıldı. Kontrolsüz yayılmanın doğal alanları tahrip etmesini önlemek için kompakt şehir modeli savunuldu: daha az yayıl, daha az tüket. Ancak bu yaklaşım, yaşamın temel ihtiyaçlarını yeterince gözetmedi. Toprağa, ışığa ve doğayla temasa ihtiyaç duyan beden ve zihin, hava kirliliği, stres ve kalabalıkla çevrelendi.

İnsan adaptiftir; betonun ortasında büyüyen çocuk için dünya betondur. Yine de olgunlaştıkça, hızın ve kopuşun yarattığı huzursuzluk görünür olur. Bu huzursuzluk, kentlerin biçiminden çok, her durumda daha fazlasını talep eden büyüme* kültürünün yansımasıdır. Gezegen ısınırken mesele büyümeyi sürdürmekten çok, neyi büyüttüğümüzü sorgulamaktır.

Rejeneratif tasarım** yaklaşımları, insanı ve doğayı merkeze alarak bu sorgulamayı yapar. LEED*** gibi yeşil bina sistemleri ise, bilimsel verilere dayanarak bu çabayı ölçülebilir kılar; zararı azaltmayı ve daha sağlıklı yapılar üretmeyi teşvik eder. Puan ve sertifikalarla davranışı teşvik eden, ödül temelli bir çerçeve sunar. Hızla inşa eden bir sektörde bu araçlar, yapının tüm yaşam döngüsünde somut kazanımlar yaratabilir.

Yine de kalıcı dönüşüm, yalnızca performansı optimize etmekle değil; hem yaşamı hem gezegeni gözeten bir bilinçle mümkündür. Asıl mesele, doğayla kurduğumuz ilişkinin yönünü değiştirerek lineer bir dünya görüşünden döngüsel bir anlayışa geçmektir. Modern kentler lineer bir mantıkla işler: al, üret, tüket, at. Oysa doğada hiçbir akış tek yönlü değildir; su, enerji, madde ve yaşam birbirine bağlı döngüler içinde şekillenir. Kendimizi bu döngülerin içinde konumlandırmadıkça, kurduğumuz sistemler lineer kalır ve yaşamı desteklemek yerine onu zorlayan yapılar üretir.

Tasarladığımız şehirler ve binalar seçtiğimiz hayatın mimarisiyse; asıl soru hangi araçla değil, hangi değerlerle tasarladığımızdır.

Hem iyi yaşayıp hem de gezegenin sınırlarını aşmadan, diğer canlılarla birlikte var olmayı öğrenebilir miyiz?

Kaynakça

Brundtland, G. H. (1987). Our Common Future. World Commission on Environment and Development.

Cole, R. J. (2012). Transitioning from green to regenerative design. Building Research & Information, 40(1), 39–53

Congress for the New Urbanism. (1996). Charter of the New Urbanism.

Kellert, S. R., Heerwagen, J., & Mador, M. (2008). Biophilic Design: The Theory, Science and Practice of Bringing Buildings to Life. Wiley.

Reed, B. (2007). Shifting from “sustainability” to regeneration. Building Research & Information, 35(6), 674–680.

Smart Growth Network. (n.d.). Principles of Smart Growth. https://smartgrowth.org/what-is-smart-growth/

Wahl, D. C. (2016). Designing Regenerative Cultures. Triarchy Press.

* Büyüme (growth) burada mekansal genişleme değil; modern ekonominin temel varsayımı olan sürekli üretim ve tüketim artışı üzerinden tanımlanan ekonomik genişleme anlayışını ifade eder. Degrowth yaklaşımı, bu varsayımı sorgular ve toplumsal refahın büyüme olmaksızın da mümkün olduğunu ileri sürer.

** Rejeneratif tasarım, yalnızca zararı azaltmayı değil; doğayla karşılıklı iyileşmeyi ve ekosistemleri onarmayı hedefleyen yaklaşımları ifade eder. Biyofilik tasarım (insan-doğa bağını güçlendirme), permakültür (doğal sistemleri model alma), doğa temelli çözümler ve döngüsel tasarım yaklaşımları bu çerçevede değerlendirilebilir.

***LEED (Leadership in Energy and Environmental Design) binaların enerji, su, malzeme seçimi ve iç mekan kalitesi gibi kriterler üzerinden çevresel performansını ölçen uluslararası bir sertifikasyon sistemidir.

Ayşe Gizem Taş

Mimar, yeşil bina danışmanı, çocuk gelişimci ve permakültür tasarımcısıyım. On yılı aşkın süredir yerel ve uluslararası projelerde sürdürülebilirlik danışmanlığı yürütüyor; LEED, BREEAM, WELL gibi yeşil bina sertifikasyon sistemleri kapsamında proje yönetimi, eğitim ve çevresel performans çalışmaları yapıyorum. Yapılı çevrede enerji, karbon ve su performansının ölçülmesi ve yönetimi; iklim değişikliğine uyum ve insan sağlığını gözeten tasarım yaklaşımları uzmanlık alanlarımın merkezinde. Sistem düşüncesi ve rejeneratif (onarıcı) liderlik yaklaşımları, insan davranışları ile doğa ve mekanla kurduğumuz ilişkiyi birbirinden ayrı değil, aynı bütünün parçaları olarak görmemi sağladı. TMMOB Mimarlar Odası yedek yönetim kurulu üyesi olarak tasarımın kamusal sorumluluğu, genç mimarların mesleki koşulları ve çocuk odaklı mekan üretimi üzerine çalışıyorum. Yeşil Yakalı Kadınlar Derneği’nde ise toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle katkı sunuyorum. Bir anne olarak, kuşaklar arası adalet ve sorumluluğu mesleki pratiğimin merkezinde tutuyorum. Climate Fresk kolaylaştırıcısı ve Terra.do katılımcısı olarak iklim dönüşümünü teknik bir mesele değil, kolektif ve sistemsel bir süreç olarak ele alıyorum. MaviYesilAlgae blogumda ise sistemleri doğanın döngüleri ve insan hikayeleri üzerinden düşünmeye çalışıyorum.

Previous
Previous

Taşların Arasında Kalan Merak

Next
Next

Yaşamın Yoldaşları Kuşlar