Doğayı öğretmek mi, doğayla birlikte öğrenmek mi?: Yaban pedagojileri üzerine

Doğa, öğrenme sürecinin kendisine katılan bir özne olabilir mi? Yaban pedagojileri bu sorudan hareketle ilerler. İngilizcede kavramın çoğul biçimde, wild pedagogies olarak kullanılması tesadüf değildir. Burada bağlama, yere, çocuklara, öğretmene ve doğayla kurulan ilişkiye göre farklı biçimler alabilen pedagojik olasılıklardan söz edilir. Yaban pedagojileri, öğrenmeyi yerle, bedenle, merakla, duyularla, duygularla ve doğayla birlikte gelişen canlı bir deneyim olarak düşünür ve bu yaklaşıma göre, altı yönlendirici temel taşı vardır.

Bu temel taşlar, doğayı ortak öğretmen olarak görmeye; öğrenmede belirsizlik ve kendiliğindenliğe yer açmaya; yabanı yalnızca uzak doğada değil, okul bahçesinde ve gündelik yaşamda da fark etmeye; zamanla derinleşen ilişkileri önemsemeye ve çevre eğitiminin kültürel dönüşüm boyutunu düşünmeye davet eder. Bu yaklaşımın önemli olduğunu ve öğretim programlarımıza yeni bir yaklaşım sunma potansiyeli taşıdığını düşünüyorum. 

Halihazırdaki öğretim programları çoğunlukla bilgi odaklı kalıyor. Oysaki, çevre eğitimi ile ilişkili kazanımlar yalnızca bilgi boyutunda kalırsa öğrencinin doğayla kurduğu ilişkiyi, geliştirdiği duyarlılığı ve eyleme geçme kapasitesini göz ardı etmiş oluruz. Bugün çevre ve sürdürülebilirlik eğitimi açısından asıl ihtiyaç, bilişsel kazanımların yanı sıra duyuşsal ve eylemsel boyutları da dikkate alan daha bütünsel bir çerçevedir. Yaban pedagojileri bu açıdan önemli bir imkân sunabilir. Örneğin, bir kazanım yalnızca “öğrenci okul bahçesindeki canlıları gözlemler” düzeyinde kalmamalıdır. Duyuşsal ve eylem odaklı olarak da ele alınmalıdır. Bu bakımdan çevre eğitiminde çocuklarla birlikte doğayı dinlemeyi, gözlemlemeyi ve deneyimlemeyi önceliklendirmeliyiz.  Çünkü doğa birlikte yaşadığımız, öğrendiğimiz ve değiştiğimiz bir ilişkiler ağıdır.

O hâlde, şu iki soruyu daha sık sormalıyız:

Çocuklara doğayı öğretirken, doğanın da bize öğretmesine ne kadar izin veriyoruz?

Çocukların doğayla bilgi, duygu ve eylem düzeyinde ilişki kurmalarına ne kadar alan açıyoruz?

 

Kaynakça 

Jickling, B., Blenkinsop, S., Morse, M. ve A. Jensen. (2018a). Wild pedagogies: Six initial touchstones for early childhood environmental educators. Australian Journal of Environmental Education, 34(2), 159-171.

Jickling, B., Blenkinsop, S., Timmerman, N. ve M. De Danann Sitka-Sage. (Eds.). (2018b). Wild Pedagogies: Touchstones for Re-Negotiating Education and the Environment in the Anthropocene. Palgrave Macmillan.

Görsel: Yaban pedagojisinin altı yönlendirici temel taşı, Jickling ve ark. (2018a)’den uyarlanmıştır.

Birgül Çakır Yıldırım

Çevre Eğitimi ve Sürdürülebilirlik için Eğitim alanında çalışmalar yürüten bir akademisyenim. Bu kapsamda, ilkim değişikliği eğitimine, öğretmen eğitimine ve çocukların doğa ile kurduğu ilişkiye odaklanıyorum. Şu an Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde çalışıyorum. ODTÜ’de akademik eğitimimi alırken, kampüsün doğa ile iç içe olmasıyla doğa ile bağım güçlendiğinden beri bu alanda çalışmak ve üretmek beni mutlu ediyor. Kuşları gözlemlemekten, bisiklet sürmekten, dalış yapmaktan ve seyahat etmekten keyif alırım.

Previous
Previous

Kent geçmişini anlatmaz, onu avuç içindeki çizgiler gibi taşır*

Next
Next

İklim krizinden kimlik krizine: Edebiyatın duygusal ve kültürel harita oluşturmadaki rolü