Kent geçmişini anlatmaz, onu avuç içindeki çizgiler gibi taşır*
Bir kentin hafızası nerede başlar? Sadece tarihi yapılardan mı oluşur? Herkes aynı şeyi mi hatırlar? Maurice Halbwachs'a göre mekânın hafızası bireysel görünse de aslında toplumsal çerçeveler içinde kolektif bir biçimde oluşur. Bu nedenle kolektif hafıza, yerel bilgiden farklı olarak, bir topluluğun belirli bir coğrafyada yaşayarak ürettiği bilgiyi kuşaktan kuşağa taşıyan toplumsal zeminin kültürüdür. Başka bir deyişle yerel bilgi, kolektif hafızanın içinde yaşar.
Peki bu hafıza bize neyi anlatır? Aynı akarsu boyunca yüzyıllarca yaşamış toplumlar, doğanın sınırlarının bilincinde ortak bir coğrafyada beraber yaşama biçimlerini sadece deneyimleyerek öğrenmedi, aynı zamanda bu bilgiyi ortak bir yaşamın parçası haline getirdi. Mesela, Hindistan'daki Gandak Havzası'nda araştırmacılar, köylülerin nehir sesleri, belirli kuş davranışları ve akarsu rengindeki değişimlerden yaklaşan taşkınları öngörebildiklerini gösterdi. Bu bilgi bireysel gözlemlerden çok, nesiller boyunca aktarılan kolektif bir hafızanın ürünü olduğu söylenebilir. Kültürel miras ise yalnızca geçmişten kalan yapılar değil, doğanın bir parçası olma bilgisinin mekâna yansımış hâlidir. Mardin'in dar sokakları, Endülüs kentlerinin avluları ve Gaziantep kastelleri bu coğrafyanın iklimi, suyu ve topografyası ile birlikte yaşama ipuçlarını gösteren birer pusula gibidir.
Bugün ekolojik kriz karşısında bu pusula doğanın sınırlarının bilincine vararak, tıpkı Walter Benjamin’in flâneur’ü gibi içinde bulunduğumuz coğrafyayı sadece bilerek değil, anlayarak, okuyarak ve bağ kurarak yaşayabilmemiz için en önemli araçlardan biri olabilir. Pusulalar geleceği göstermez; nerede durduğumuzu, yönümüzü hangi referanslarla bulabileceğimizi hatırlatır.
Kolektif hafıza ve kültürel miras da bize geçmişe dönmeyi değil, bir coğrafyada doğayla birlikte yaşamanın mümkün yollarını aynı şekilde hatırlatacaktır. Çünkü, ekolojik kriz çağında yönümüzü kaybetmemizin nedeni belki de yolu unutmuş olmamız değildir; yaşadığımız coğrafyanın bize anlattıklarını okumayı bırakmış olmamızdır.
*Başlıkta İtalio Calvino’nun, Görünmez Kentler kitabından alıntı yapılmıştır.
Kaynakça
Acharya A., Prakash A. (2019) When the river talks to its people: Local knowledge-based flood forecasting in Gandak River basin, India Environmental Development, v.31, ss: 55-67
Bekleyen, A., Dalkılıç, N., & Özen, N. (2015). Geleneksel Mardin Evi’nin Mekansal ve Isısal Konfor Özellikleri. TÜBAV Bilim Dergisi, 7(4), ss. 28-44
Benjamin, W (1989), Paris, Capitale du XIXe Siècle (çeviri. Jean Lacoste), coll. Passages, Paris, Cerf.
Calvino, I. (2019) Görünmez Kentler, (çeviren Işıl Saatçioğlu), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul
Halbwachs M. (1997) La mémoire collective, Paris, Albin Michel
Uçar, M (2016), Gaziantep Tarihi Su Sistemi Ve Su Yapıları, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi, vol. 33, ss. 73–100
Fotoğraf: Su ile tanışmak, İtalya, Johann Bosson
Ceyda Bakbaşa Bosson
Kültür ve miras 2000'lerin başından beri peşimi bırakmadı. YTÜ Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama bölümünden mezun olduktan sonra Paris Sorbonne Üniversitesi’nde yerel kalkınma ve kentleşme üzerine kafa yordum. Aynı üniversitede kültür politikalarının mekânsal etkisi üzerine doktoramı tamamladım. Türkiye, Fransa ve İsviçre’de Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok uluslararası örgütte, kamu kurumunda ve üniversitede kültür politikaları ve yerel kapasite gelişimi üzerine çalıştım, eğitimler verdim. Günümüzde, ÇEKÜL Vakfı’nda Bilgi Ağacı Eğitim biriminde üretmeye, düşünmeye ve hayal kurmaya devam ediyorum.