Birlikte
Ay’a baktığımızda hepimiz farklı şeyler görürüz: bir anı, bir duygu ya da bize özel bir anlam. Bu basit gözlem, katılımcı süreçlerin özünü yansıtır: Her birey, anlaşılmaya değer kendine özgü bir bakış açısı getirir. Kırsal kalkınma bağlamında katılım, bireylerin ve toplulukların; yaşanmış deneyimleri, kültürleri ve çevrelerindeki peyzajlarla kurdukları ilişkilerle şekillenen bilgiye sahip olduklarını kabul etmeyi gerektirir.
Katılım, yalnızca orada bulunmanın ötesine geçer. Birbirimizle yapılan sohbetlerde, paylaşılan öğrenmelerde ve kolektif düşünüşte hayat bulur. Birlikte düşünerek, iletişim kurarak ve çalışarak, topluluklar zamanla ortak bir temelin tuğlalarını döşeyebilir; kapsayıcı ve doğaya duyarlı bir yönetişimi destekleyen bir kültür inşa edebilirler. Böylesi kolektif süreçlerin anlam kazanabilmesi için, katılımın bireylerin günlük yaşamına nasıl yansıdığını görmek önemlidir.
Topraksız bir köylü olan Hacer’i düşünelim, yalnızca birkaç keçi ve koyunu var. Her sabah onları otlatacak bir yer arar; çoğu zaman bulduğu yerin resmî statüsüne yani koruma altında olup olmadığına ya da otlatmaya izin verilip verilmediğine bakmaksızın yakınındaki arazileri kullanır. Uzak ofislerin duvarları arasında alınan arazi kullanım kararları, onun günlük seçimlerini ve geçimini doğrudan şekillendirir. Hacer’in ve daha birçok paydaşın sesleri duyulmadan şekillenen politikalar en çok etkilenenlerin gerçeklerini göz ardı etme riski taşır.
Bu bağlamda, gözetilmesi elzem diğer bir nokta, katılımcı süreçlerde güç dengelerine karşı dikkatli olunması gereğidir. Orwell’in “Hayvan Çiftliği”nde hatırlattığı gibi: “Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir”. Bu yüzden, Jules Pretty tarafından önerilen katılımcılık seviyeleri gibi çerçeveler, yalnızca göstermelik danışma süreçlerini aşarak gerçek ortak üretime ve birlikte karar almaya yönelmenin gerekliliğini vurgular. Tam da bu noktada, söz konusu ilkeleri pratikte karşılık bulabilecek yaklaşımlara yönelmek kaçınılmaz hale gelir.
Bu yaklaşımlardan biri olarak eylem araştırması, araştırmacı ile uygulayıcıyı aynı süreçte buluşturan yaklaşımlar, paydaşların sorunları birlikte tanımlamasına, çözümleri denemesine ve uygulama yoluyla öğrenmesine olanak tanır. Bu süreçte doğa da, insanların çevreleriyle ördükleri bağlar, biriktirdikleri bilgiler ve oluşan kültürel değerler aracılığıyla kendini gösteren canlı bir katılımcıdır ve elbette, insandan bağımsız olan yanıyla da sürece yol gösterir.
Kaynakça
Schein, Edgar H. (2010) Organisational Culture and Leadership, 4th Edition, Jossey-Bass
Orwell, George (1945) Animal Farm, a Fairy Story, Secker and Warburg
Pretty, J. (1995) Participatory learning for sustainable agriculture, World Development, 23 (8), 1247– 1263
O’Leary, Zina (2004) The essential guide to doing your research project, Sage, 132-146
Fotoğraf: Ali Alper Akyüz
Melike Hemmami
25 yılı aşkın süredir doğa koruma, kırsal kalkınma ve iklim değişikliğine uyum alanlarında çalışıyorum. Farklı bakış açılarını bir araya getiren katılımcı planlama süreçlerine odaklanıyor ve bu çerçevede öğrenme ortamları tasarlıyorum. Ekoloji, tarım ve sosyal araştırmalar gibi alanlarda öğrenmeye devam etmekten keyif alıyorum; bu da konulara daha bütüncül bakmama yardımcı oluyor. Yeni insanlarla ve farklı dünyalarla tanışmayı seviyorum—bu yüzden kitapların bende ayrı bir yeri var. Bildiklerimi paylaşmanın birlikte düşünmeyi ve harekete geçmeyi kolaylaştırdığına inanıyorum. Farklı kültürlerle bir araya geldiğim ortamlar bana ilham veriyor; bu karşılaşmaların içinde, insanları yakınlaştıran sohbetlere alan açabilmek benim için kıymetli.