Ağaçların Hatırladığı Dünya

Çok eski tarihlerde ağaçlarla çevrili alanları güvenli sayardık. Onlara sığınır, gölgelerinde dinlenir, yaşamımızı onların arasında kurardık. Ağaçlar bizim için yalnızca bir bitki değil; barınak, yuva ve korunaklı bir dünyanın parçasıydı. 

Bir zamanlar canlı olan bu varlıklara, bugün nefes almayan evlerimizde çoğu zaman yalnızca bir mobilya ya da dekoratif bir aksesuar olarak yer veriyoruz.

Bir zamanlar ağaçların yaşam alanlarına girerken sanki bir eşiği geçer gibi, doğaya saygıyla yaklaşırdık. Ormana adım atarken içimizde sessiz bir çekinme, bir izin alma hali olurdu. Şimdilerde ise aynı yerlere elimizde testereler, vinçler ve makinelerle giriyoruz. Evimizi korur gibi koruyacakken izinsiz dalıveriyoruz hanelerine resmen. Ne büyük bir tezatın içindeyiz. 

Oysa ağaçlar sessiz ama güçlü tanıklardır. Yaşadıkları her şeyi bedenlerinde saklarlar. Kuraklığı, yangını, rüzgârı, böcek saldırılarını, bolluk yıllarını… Hepsi gövdelerinde halka halka birikir. Bu yüzden ağaçlar yalnızca yaşayan varlıklar değil, aynı zamanda doğanın hafızasıdır.

İnsan da aslında çok farklı değildir. Biz de yaşadıklarımızı içimizde saklarız. Sevinçleri, kırgınlıkları, korkuları, umutları… İyi ya da kötü, hepsi içimizde katman katman birikir. Görünmez halkalar gibi. Belki de bu yüzden ağaçlara bakmak biraz kendimize bakmaktır.

Bir zamanlar saygı duyduğumuz, gölgesine minnet duyduğumuz ağaçlara bugün çoğu zaman hoyrat davranıyoruz. Doğaya gösterdiğimiz bu vefasızlık yalnızca ağaçlara değil, sonunda yine bize geri dönüyor. Çünkü insan doğadan ayrı bir varlık değildir; onun bir parçasıdır.

Amerikalı doğa düşünürü Henry David Thoreau şöyle der: “Doğa bizim ziyaret ettiğimiz bir yer değil, bizim evimizdir.”

Ve belki de tam da bu yüzden, ağaçlara nasıl davrandığımız aslında kendimize nasıl davrandığımızın bir göstergesidir. Ağaçlar hâlâ sessizce büyümeye devam ediyor. Hâlâ gördüklerini, yaşadıklarını gövdelerinde saklıyorlar.

Ağaçların kendi sesiyle konuşmasını duymamız mümkün değilmiş gibi geliyor. Tekrar etmekte fayda görüyorum; istesek onların yaşam izlerini okuyabiliriz: halkalarındaki yıllık büyüme, yangın veya böcek izleri, rüzgarın etkileri… Bu işaretler, bize ağaçların geçmişte neler yaşadığını, nasıl bir çevrede büyüdüğünü anlatır. Yani dolaylı yoldan, ağaçların hatırladığı dünyayı anlamamız mümkün.

İnsan olarak artık ağaçların doğal yaşam alanında “konuk” değiliz, çoğunlukla müdahaleciyiz. Geçmişte onlarla kurduğumuz bağ kaybolmuş, yerini kullanım ve kontrol almış. Ağaçların izlerini okumak, kaybettiğimiz bu bağın farkına varmamızı ve doğayla yeniden iletişim kurmamızı sağlayabilir. Çünkü ağaçların hatırladığı dünyayı, biraz da bizim hatırlamamız gerekir.

Fotoğraf: Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’nde dişbudak ağacı (Nurhan Ay)

Nurhan Ay

Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Mühendisliği mezunuyum. İş hayatına eğitmen olarak başladım. Bahçıvanlık Usta öğreticiliği unvanı ile yetişkinlere yönelik bahçıvanlık eğitimi verdim. Daha sonra deneyim ve bilgi aktarımı sevdam çocuklarla devam etti. Çocuklara ulaşabilmek için çocuk gelişimi, yaratıcı drama ve hikâye anlatıcılığı alanlarında eğitimler aldım. Toplam 17 yıllık saha deneyimimle; çocuklara, öğretmenlere ve ebeveynlere yönelik çalışmalarda bitki çeşitliliği, ekolojik okuryazarlık, deneyimsel eğitim ve yaratıcı drama alanlarındaki birikimimi bir araya getirerek katılımcı ve etkileşimli programlar tasarlayıp uyguluyorum. Sahada yürüttüğüm programlarla; çocukların toprağa dokunduğu, yetişkinlerin doğayla yeniden bağ kurduğu, öğretmenlerin sınıf dışı eğitimi gündelik pratiklerine taşıyabildiği etkili ve kalıcı öğrenme ortamları yaratmayı amaçlıyorum. Doğayı bir sınıf, bitkileri birer öğretmen, öğrenmeyi ise yaşamın kendisi olarak gören bir eğitim felsefesine sahibim. İstanbul'da yaşıyor ve 17 yıldır Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nde çalışıyorum. 

Previous
Previous

Bir Şişe, Bin Dünya – Döngüden “Dünyadaşlığa”

Next
Next

Doğa gözlem defteri çocukları ne tür bir dikkat pratiğine davet eder?